Düşündüğünü yazmalı

İçeriği ne kadar saçma ve abes olursa olsun, yazarak yola çıktığında kendini bulacağını, kelimelerin seni yönlendireceğini hissedersin. Sonra söylenecek şeyler bittiğinde ortaya bir yapıt çıkar. Kimi buna deneme der, kimi roman…

Reklamlar

Tevhid

İnsanın ölüm korkusu esasında bu dünyayı fazlasıyla sahiplenmesiyle ilgili.

Ve aslında ölüm korkusu büyük bir egonun, kibrin ürünü.

Ben ölmemeliyim. Neden? Çünkü ölümü haketmiyorum. Ben üstünüm. Ölemem ben, hayır!

Ölümü haketmemek!

Sen kimsin?!

Bir ağaçtan, bir kediden, bir buluttan daha mı üstünsün?

Tüm güzellikler ölüyor.
Artık kabul etmelisin.

Sen de doğanın, evrenin bir parçasısın. Her şeyle bir bütün ve teksin. Ölümü sev, onu kabul et. Eşitlen her şeyle. İtiraz etme, ettikçe korkun artacak, trajik; yaşama sevincini de kaybedeceksin…

Toprağı sev. Toprak seni besledi, sen de toprak ol, hayatı besle..

Yeter ki sev kendini, sev her şeyi ve BİR’leş.

evil syndrome

enerjimizi sömüren tüm canavarlardan uzak durabilmekti maharet. bu canavar, insanların içinden bir elektrik gibi geçebiliyor, tüm şeytaniliklerini sergileyebiliyordu adeta. gözlerinin ferini kaçırmış üşütük koyunlar gibi sağılıyorduk her geçen gün…

çözümü de var mıydı bilinmez bu meretin..
belki birkaç kitap okuyup pipo tüttürerek bu şeytanı kovalamak mümkün olabilir.

ben öyle düşünüyorum, siz ne dersiniz?

fevkalade

sayın bayan,
buz gibi yüreğime kor çalan siz
sonra onu kutuplara terk edip
çekiçle kıran yine siz..
söylesenize hanginiz gerçek?
hangisi sıcak şarap içilen dudakların sahibi
bir de ismi lazım olmayan saçmalıkları bir kenara bırakabilirsek eğer
tekrar sarılabilir misiniz bana?
dönebilir misiniz kıyılarıma…

cambaz

– benim gibi bir adamla konuşmak, kıldan ince kılıçtan keskin bir ip üzerinde yürümek gibidir. cehennem fokur fokur kaynarken bunu yapamazsın!

– kendini cehennem olarak mı görüyorsun? düşmem sana daha çok ateş getirir. En iyisi hiç oynatmayalım..

neden yazıyorum…

rahatlatıyor zira…
ülkemizde uyuşturucunun kullanımı yasak. birçok güzel tütünün kullanımı da yasak.
yapabildiğimiz tek şey içmek..
belki çay en masumundan ya da şarap, en takıntılısından..

çünkü yaşamak keyif vermeli insana..
dokunabilmelisin ruhuna,
yüreğini eline alıp aklınla dalga geçebilmelisin
tüm ciddiyetleri yerlere serebilmelisin..

yazmak sonsuz keyif veriyor. eskiden daktilo ile yazan eller yerini klavyelere bıraksa da yazmak hep keyifli ve öyle de kalacak..

kendinize iyi bakın, artık her kimseniz…

farzımuhal

dünyanın yörüngelerine
milyarlarca yıllık yorgunluk eklenmiş
ekose derinliğinde buğulu ufuklarım
geriye doğru yürüyorum

yazık ulan!
gözlerin gibi mahmur
kalbin gibi ayna şıklığımdı başım
öte yandan özürler özrü
cuma hutbesine kalamadı bu ayaklar
revani görünümlü hafta sonu çığlıkları sanki
ileri-dönüşümlü fetva sureleri
asırlar sonra yine ben,
çöp gibiyim sensiz
yerli yersiz..

mor ay

her zaman bahtiyarında kuvvesin
talihin dönen son durağında
ateş böcekleri şıngırdıyor
selpak satan çocuk gibi,
gökyüreğim sensiz..

nefes nefese kaldığımızda
sen zarafeti, bense seni yaratmıştım..
orospu kalbime
isayı çağırmıştın..

ulaşılamıyorsun kadın..
seversin sen böyle şeyleri..
inat ettim aradım yine..
aradım son numaralarından..
“aradığınız kişiye ulaşılamıyor”muş
“lütfen hasretinize geri dönünüz” diyaloglarından..
sahi neydi bu diyalogların önemi?
bugün gibi önemsiz..

ve sensiz de ölemiyorum görüyor musun?